My sons father died - Oğlumun babası öldü de.

ENGLISH

One day they see Hodja dressed in black and ask:
What happened, Hodja Effendi? You're dressed in black!
My sons father has died, and so I'm mournful!

TÜRKÇE

Bir gün Nasreddin Hocayı siyah elbiseleriyle görenler:
- Ne oldu Hoca Efendi demişler, bu gün karalar giyinmişsin?
- Oğlumun babası öldü de ... demiş Hoca, onun yasını tutuyorum.

Ya Üstünde Ben Olsaydım - What if I'd been on it

TÜRKÇE

Bir gün Nasreddin Hoca eşeği kaybetmiş. Aramadık yer, sormadık insan bırakmamış ama ne yaptıysa, ne ettiyse bulamamış eşeği. Oturup derdine yanacak yerde, bu hale de şükretmeye başlamış.
Komşuları:
- Bre Hoca! Canın sağ olsun ama neticede eşekten oldun, şükredecek ne var bunda?
Hoca cevap vermiş:
- A komşular, ben şükretmeyim de, kimler şükretsin, Ya ben de eşeğin üstünde olsaydım!

ENGLISH

One day Nasreddin Hodja loses his donkey. He looks for it everywhere and asks around but whatever he does, he can't find his donkey. Rather than pining over the loss as expected, he counts his blessings.
His neightbours say:
-"Hodja! Take it easy but you've lost a donkey after all. What's to be so grateful for?"
Hodja quips:
-"Oh, dear neighbours, who should be grateful but me? What if I'd been on the donkey?"

Hekimlik - Medicine

TÜRKÇE

Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hekimlik bilir misin?
- Bilirim, demiş ve şöylece özetlemiş bildiklerini:
- Ayaklarını sıcak tut, başını serin, kendine bir iş bul, düşünme derin.

ENGLISH

They ask Nasreddin Hodja:
-"Do you know of medicine?"
Ho answers in the affirmative and sum

Gözlük - The spectacles

TÜRKÇE

Nasreddin Hoca bir gece aniden uyanır.
- Hatun, çabuk kalk. Gözlüğüm nerede, bulamıyorum?
Kadın uykulu uykulu:
- Hoc, geceyarısı niçin gözlük arıyorsun?
Hoca telaşlı telaşlı gözlüğünü takar. Karısına der ki:
- Ne demek niçin? Çok güzel bir rüya görüyordum, fakat bazı yerlerini seçemediğim için gözlüğü taktım!

ENGLISH

Nasreddin Hodja suddenly wakes up in the middle of the night.
-"Old woman, get up, quick! I can't find my glasses, where are they?" he asks her.
Fuzzy with sleep, she asks:
-"Hodja, what goodareyour glasses in the dark?"
Putting on his glasses frantically, he replies:
-"What do you mean?  Iwas having a wonderful dreamand yetI couldn't make out someparts so I put on my spectacles!"

Ya tutarsa - What if it does

TÜRKÇE

Nasreddin Hoca bir gün, elinde bir bakraç yoğurtla Akşehir Gölü'nün kıyısına gelir ve başlar göle kaşık kaşık yoğurt çalmaya...
Nasreddin Hoca'yı göl kıyısında bir bakraç yoğurt ile gören meraklı köylüler:
-Hoca Efendi, hayrola, ne yapıyorsun?
Nasreddin Hoca da:
-Göle maya çalıyorum, der.
Köylüler iyice şaşırırlar bu cevaba. Kıs kıs gülerek, alay edercesine:
-Hoca Efendi, göl hiç maya tutar mı?
Nasreddin Hoca müzip gülümsemesini takınarak:
-Tabii ki biliyorum koca gölün maya tutmayacağını, der ve ardından ekler:
-Ama ya tutarsa!

ENGLISH

One day, Nasreddin Hodja walks over to Akşehir Lake with copper bucket in his hands and starts pouring spoonfuls of yoghurt into the lake. Seeing Hodja near the lake with a copper bucket full of yoghurt, the curious villgaers ask:
-"What's up, Hodja? What on earth you up to?"
-"I'm turning the lake into yoghurt" replies Hodja.
-"Reverend Hodja, could a lake ever be fermented?" the villagers retort.
-"I do know it wouldn't, but what if it does?" is the reply from Hodja